Uzun zamandır siyaset bilimi ve iletişim çalışmalarında demokrasinin krizinden bahsedilmektedir. Liberal parlamenter demokrasiyle özdeşleştirilen bu kriz söylemi genel olarak demokrasilerde alınan kararların hesap verilebilirliği, demokratik kurumların güvenilirliği, hukuk devleti, siyasal karar verme süreçlerine katılım, insan ve yurttaş hakları kadar medyanın özgürlüğü konularında yaşanan sorunlarla ilgilidir. 1970’lerden itibaren sağın “yönetememe”, solun “meşruiyet sorunsalı” etrafında tartıştığı bu krizsel durumun batılı toplumlarda demokrasinin çöküşüne ya da erozyonuna yol açacağı endişesi dillendirilmektedir. Benzer tartışmalar son yıllarda Türkiye’de de yapılmaya başlanmıştır.

En son aralarında Colin Crouch, Sheldon Wolin ve Jacques Rancière gibi isimlerin bulunduğu bir grup düşünür bu krizi “post demokrasi” kavrayışı etrafında betimlemiştir. Bu betimleme, görünüşte liberal temsili demokratik kurumların varlığını sürdürdüğü ancak fiilen karar verme süreçlerinin bir grup seçkin ile uluslararası ekonomik aktörlerin yanı sıra “ikna uzmanları” olarak tanımlanan iletişim ve halkla ilişkiler uzmanlarınca alındığı varsayımına dayanmaktadır. Başka bir anlatımla varoluşsal toplumsal kararların büyük oranda demokratik kurumların dışında konuşulup, alınması üzerinde durulmaktadır. Dolayısıyla gelişen iletişim teknolojileriyle ve etkin küresel aktörlerle de bağlantılandırılan bu durumun doğurabileceği sakıncalar gündeme getirilmektedir.

Bu çalışma; demokrasinin krizi veya aşınması ve neoliberal küresel çağı teşhis, aynı zamanda bir veri olarak kabul eden post demokrasi kavrayışı içerisinde medyanın ama özellikle de halkla ilişkilerin olası rolüne odaklanmaktadır. Temel varsayım halkla ilişkilerin yalnızca toplumsal iknanın akılcılaştırılmasına, popüler siyasal argümanların yaygınlaştırılmasına veya gösteriselliğin üretilmesine hizmet etmediğidir. Dolayısıyla post demokrasi düşünürlerinin iddialarının aksine halkla ilişkilerin bu yeni zamanlarda demokrasinin temsil, katılım ve kararların haklılaştırılması gibi konu başlıklarında yaşanan sorunlara olumlu yönde katkılar yapabilecek potansiyele sahip olduğunun altı çizilmektedir. Bu çerçevede çalışma post demokrasi etrafında geliştirilen tezleri, halkla ilişkilerin konumu, işlevi (rolü) ile ilgili tanımları özetlemekte ve daha sonrasında halkla ilişkilerin demokratik potansiyelini yeniden açığa çıkarabilecek pratikleri tartışmaktadır.